Peyderpey Günceler birden değil, yavaş yavaş…

Bilimin gizemli sayısı: e

2016 23 Ocak

Matematik

“Tanrı varsa, kesinlikle büyük bir matematikçidir.” -Paul Dirac

Matematik doğada gerçekten var mıdır? Yoksa insan zihninin bir ürünü müdür? Bu soruya cevap vermek zor. Ama bu yazıda anlatacaklarımızla cevaba yaklaşacağımızı düşünüyorum.

Bilimin gizemli sayısı: e

Birbiriyle alakasız gibi görünen bilim dalları arasındaki bağlar beni hep etkilemiştir. Örneğin herhangi bir niceliğin “büyüme” problemini ele alalım. Diyelim ki, bir kap içerisinde yeterince kaynağa sahip bir bakteri nüfusunu inceliyoruz. Gözlemlerimize göre, bakteri nüfusu artış gösteriyor. Acaba nüfusun zamana göre değişimini matematiksel olarak nasıl modelleyebiliriz? Ya da bir banka müşterisinin, yatırdığı paraya karşılık, belirli bir süre için aldığı faizi düşünelim. Birikimin zamana göre değişimini matematiksel olarak nasıl modelleyebiliriz?

Bu modelleme çalışması sonucunda gizemli bir sabit sayı ile karşıla- şacağız. Ve bu sayı evrendeki tüm hareketi, değişimi ve dönüşümü anlamamıza yardımcı olacak. Burada bir parantez açıp size şunu sormak istiyorum. Bu kadar önemli bir sayıyı, sizce canlı nüfusunun değişimini inceleyen biyologlar mı bulmuştur, yoksa bileşik faizin özelliklerini incelemek isteyen ekonomistler mi? Hayır bilemediniz.

Bulan kişi, 1,2,3, … şeklindeki artimetik diziler ile r1, r2, r3, … şeklindeki geometrik diziler arasındaki ilişkiyi inceleyerek, logaritmayı keşfeden matematikçi John Napier’dir. Unutmamak gerekir ki, bilgisayarlardan önce, büyük ve zor hesaplamalama işlemleri ancak logaritma yardımı ile yapılabiliyordu. 1600′lü yılların başında, John Napier e sabitiyle karşılaşan ilk kişi oldu. 1600′lü yılların sonuna doğru, Jacob Bernoulli bileşik faizi incelerken e sabitiyle tekrar karşılaştı. Şimdi onun serüvenini takip edelim.

Yazının devamı için tıklayınız.

Yazan:  

İşbirliği ve Din Üzerine

2015 18 Ekim

“Sapiens” kitabının yazarı Y. Noah Harari’nin dediği gibi yalıtılmış bir yerde bir insan ve bir maynunu tek başına bırakırsanız, hayatta kalabilen maymun olacaktır. Sayı 10 insan ve 10 maymun olduğunda, başarı yine maymunlarındır. Ama sayı 1000 ya da çok daha fazla olduğunda ortaya koyabildikleri üstün karmaşık işbirliği ile insanoğlunun zaferine tanık oluruz.

10 maymunun başarısının ardında da, kısmen işbirliği yatıyor olacaktır. Maymunlardaki işbirliği, “Sen benim arkamı kaşı, ben de senin” doğrudan karşılıklık ilkesine dayanır. Maymunlar arasında bundan daha karmaşık bir işbirliği görmek zordur. Maymunlar doğrudan gördükleri diğer maymunlarla işbirliği yapabilirken, insanlar arasındaki işbirliği hiç görmedikleri kişilere yayılabilir. Sana yardım ediyorum, çünkü inanıyorum ki bu yardım sayesinde sen de ileride bana yardım edebilecek birine yardım edeceksin. İlginçtir ki, bu seviye doğrudan görünmeyene olan “inanç” seviyesidir. Bu seviye, yani inanç, bizi maymunlardan farklı kılar.

Harari bunu kendi tarzıyla şu şekilde ifade ediyor: “Bir maymunu, ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.” Evet doğru :).

Robin Dunbar’ın, “Şu hayatta kaç arkadaş lazım?” kitabında söylediği gibi, evrimsel biyoloji bizi bencil genlerimizin basit bir aracı olarak görürken, dinler yabancılara iyilik yapmayı, topluluk iradesine teslim olmayı hatta şehitliği bağırlarına basar. Artık evrimsel biyoloji de şunu kabul etmiştir: “Birbirini tanımayan yabancılardan oluşan kalabalık insan toplumlarında, din, grubu bütünleştiren, beleşçilikten caydıran, bireylerin hayatta kalma ve çoğalmada başarısını arttıran özellikler barındırır.”

Şu satırları Dunbar’ın kitabından aktarıyorum: ” Durkheim, din toplumu kaynaştıran bir tutkaldır, derken haklıydı. Fakat Marx, din halkların afyonudur, derken de haklıydı. Din samimi bir toplumsal ölçekte işe yarar. Faydası sıkı dokunmuş toplumlar yaratmasıdır. Sorun şudur ki, dinin psikolojik gücü, son derece mantıklı insanları yobaz kitlelere dönüştürebilecek kadar güçlü olmasıdır.”

Bağlayacak olursak, inanç özü itibariyle kanıtlanabilir değildir. Ama evrimsel biyoloji, görünüşte tüm temel değerlerine ters düşse de, insanın evrimsel başarısına dair sır perdesinin ardında “görünmeyene olan inanç” mekanizmasının yattığını kabul etmiştir. Dunbar’ın ifadesiyle noktalayalım, “tüm bunlar dinin doğruluğunu kanıtlamaz ama dinsel iddiaların doğru olabileceği ihtimalini açık bırakır.”

Harari’nin videosunu izleminizi hararetle öneririm.

 

Yazan:  

Dönüşümün Matematiği Fonksiyonlar

2015 5 Ağustos

Dönüşümün matamatik dilindeki en basit ifadesi fonksiyonlardır. Fonksiyonlar, kendilerine verilen girdileri, özel bir işleme tabi tutarak, çıktılara dönüştürür.

Paranızı farklı bir para birimine çevirmek istediğinizi düşünelim. Temelde bu bir dönüştürme işlemidir. Dolayısıyla buna karşılık gelen bir fonksiyon vardır. Bu fonksiyona para miktarını girerseniz, ilgili döviz kuru ile çarparak, paranızı istediğiniz para birimine dönüştürebilirsiniz. Fonksiyonu f(x) ile gösterelim. YTL’ye çevirmek istediğiniz euro miktarı x olsun. Euro kurunun 3YTL olduğunu varsayarsak, fonksiyonumuz f(x) = 3x ‘tir.

“Ne makine şu insan be!    İçine ekmek, şarap, balık, turp koyuyorsun;    iç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor.” – Zorba, Nikos Kazancakis, syf246.

Karşılaştığınız herhangi bir probleme çözüm bulduğunuzu düşünün. Yaptığınız şey aslında, size verilen problemi alıp, çözüme dönüştürmektir. Bazen bir kitap okuduğunuzda, zihininizde bir dönüşüm yaşarsınız ve hayata bakışınız değişir. Düşünsenize, üzerinde yaşadığımız yer kürede bir zamanlar kara kıtaları bitişik tek bir kıtaydı. O halinden bügünki haline dönüşüverdi. Tabi ki, bir çırpıda olmadı bu. Zorba gibi ben de hayret ediyorum, dönüşümün gücüne. Dönüşüme tüm evren tabi. Dönüşümün bütünleştirici olduğuna inanıyorum. Büyük bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatıyor, bize. İnanıyorum ki, hiç bir şey kaybolmuyor, yok olmuyor, dönüşüyor sadece.

Peki ya hani matematik diyorsanız, yazının pdf halindeki devamını okumak için tıklayınız.

Uzay Çetin

 

Yazan:  

Hesaplamalı Sosyal Bilim Konferansı, 8-11 Haz. 2015, Helsinki, Finlandiya

2015 21 Haziran
Teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde bilimin her dalında veri patlaması yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu yeni çağı anlamak için
eski anlayışları esnetmemiz, belki terk etmemiz gerekiyor. Dünyayı daha iyi anlamak için, farklı bilim dalları arasında evlilikler gerçekleştirerek yeni disiplinler arası yaklaşımlara yönelmemiz gerekiyor. Hesaplamalı Sosyal Bilimler, bu yeni yaklaşımlardan biri olarak göze çarpıyor. Bu alandaki öncü araştırmacıların katıldığı çok özel bir konferansa, http://www.iccss2015.eu,  katılma fırsatım oldu.

Alex Pentland, geleneksel fizikten esinlenerek bu yeni disipline Sosyal Fizik demeyi uygun görüyor. Tıpkı enerji akışının harekete dönüşümünü inceleyen fizik gibi, Sosyal Fizik de düşünce akışının davranışa dönüşümünü incelemeyi hedeflemektedir. Fikirler nasıl ortaya çıkar, gelişir ve başkalarına yayılır? Hesaplamalı Sosyal Bilimler, fikirlerin yayılımını ve davranışa dönüşümünü matematiksel modeller aracılığı ile anlamayı hedefler.

İnsanlığın sahip olduğu veri miktarı katlanarak artış gösteriyor. Yaşamlarımız, internet ve sosyal ağlar ile farklı bir boyut kazandı. Birbiriyle çok daha bağlantılı bir dünyada yaşıyoruz. Bilgiye ulaşmak ve bilgi üreterek çevremize katkıda bulunmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Artık daha çok etkileşim içindeyiz. Geride çok daha fazla iz bırakıyoruz. Bunlara sayfa tıklamaları, beğeniler, telefon kayıtları, kredi kartı işlemleri, GPS konum bilgileri gibi çok çeşitli sayısal izler dahil. Bu devasa veriler içlerinde bazı düzenli örüntüler barındıyor. Çünkü sosyal bir varlık olan insan davranışları biribirinden bağımsız değil. Kararlarımızda, çevremizin etkisi tahmin ettiğimizden çok daha fazla. Hem çevremizden etkileniyoruz, hem çevremizi etkiliyoruz.

Sinan Aral, insan davranışlarının uzay-zaman’da  birbirinden bağımsız olarak ilerlediği bir durumu bulmaları için dinleyicilere meydan okudu. Ve şöyle dedi, bilimsel devrimler ölçümsel devrimlerin arkasından gelir. Bu konferansta, Alex Pentland’ın öğrencilere ücretsiz olarak dağıtılan kitabı “Sosyal Fizik”ten benzer bir alıntı yapmak istiyorum: Nasıl mikroskop biyoloji’de ve nasıl teleskop astronomi’de devrimsel ilerlemelere sebep olduysa, sosyoskop da insan davranışını anlamakta devrimsel ilerlemeler sağlayacaktır. Sosyoskop’un herkesçe kabul edilmiş kesin tanımı henüz yok. Olduğunda gerçek bir devrimle karşılaşacağız. Benim anladığım ise şu: “Ağlar ile biribiriyle bağlantılı bireylerin, etkileşimlerinin ve kararlarının anbean izlenerek elde edilen büyük veriyi incelemeye ya da modellemeye yarayan aygıt”.

Duncan Watts, 2000’li yıllardan önce kariyerinin başında toplumsal dinamikleri incelemek istediğinde yapabileceği tek şeyin modeller kurmak olduğunu anlattı. O zamanlar daha internetin emekleme çağıydı. Sosyal bilimlerin elinde ise, 100 kişiyi geçmeyecek anket sonuçlarından başka bir şey yoktu. Elimizdeki veri kümeleri bugün milyonların hareketini içermektedir. Bu büyüklükteki verinin niceliksel yöntemler ile incelenmesi gerekmektedir. Bu aynı zamanda sosyal bilimlerin sayısallaştığı ve hesaplamalı bir bilim dalı haline evrildiği anlamına gelmektedir.

Araştırmacılar modeller kurmayı bırakmadılar, ama gerçeğe dokunmak adına, gerçek verilerin incelenmesini daha çok önemsiyorlar. Twitter, Facebook ve nice sosyal ağların yapısı, o sosyal ağlardaki gerçek insanların hareketleri incelenmeye değer. Toplum hakkında, insanlık hakkında çok önemli yeni bilgiler edineceğimiz kesin. Fakat gerçekte kim olduğumuz, twitter’da kendimizi nasıl ifade ettiğimizden ve facebook’ta kendimizi nasıl gösterdiğimizden daha çok, yaşamlarımızda kimlerle yüz yüze vakit geçirdiğimize, kimlerle konuştuğumuza, nelere önem verdiğimize kısacası kısıtlı olan dikkatimizi, enerjimizi, vaktimizi nelere harcadığımıza bağlıdır. Sadece internette bıraktığımız bu büyük sayısal veriyi incelemek de, kim olduğumuzu anlamaya yetmeyecek. O yüzden, Sinan Aral algılayıcıları olan bir spor ayakkabı firmasıyla yürüttüğü bir çalışmadan ve sanal olmayan ortamlara dair çalışmaların gerekliliğinden bahsetti.

Robin Dunbar, internetin arkadaş sayımızı arttırmadığını anlattı. Dokunma hissinin mutluluk hormonu salgıladığını ve Facebook dahil hiçbir sanal servisin dokunma, görme olmadan arkadaşlıkları kalıcı yapamayacağını söyledi. İnsanların, yakınlıklıklarına göre halka halka ilişki çemberleri içinde olduğunu ve en içteki 5 kişilik çemberin illa ki, insanlardan oluşmayabileceğini; evcil hayvanlardan, sevilen bir nesneye kadar farklı şeylerden oluşabileceğini söyledi.

İnsanlık yeni bir çağda. Önümüzde kocaman bir bilgi okyanusu duruyor. Hepsini değil ama seçtiğimiz her şeyi yiyebileceğimiz açık bir büfede gibiyiz. Bilgi çağında, kısıtlı olan şey bilgi değil, dikkatimizdir. Ben de bu konferansa, kısıtlı dikkat modelleri ile katıldım. Posteri bu adresten görebilirsiniz.

Tıpkı denizin içinde yaşayıp da, denizin ne olduğunu bilmeyen balıklar gibiyiz. Hayali gibi, biz de cihanı süsleyen gücü arıyoruz. Aramak için yeni, yepyeni yöntemler geliştiriyoruz. Hesaplamalı Sosyal Bilim bunlardan biri. Bu konferansın dünyanın soğuk bir ucunda, düzenlediği için Santo Fortunato’ya ne kadar teşekkür etsem azdır. Fortunato bu büyük organizasyonu bir kişiye adadı. Bir türk bilim kadınına, Duygu Balcan’a..

 

Sevgilerimle,
Uzay Çetin
https://twitter.com/uzay00
Yazan:  

Karmaşık Sistemler ve Karmaşık Ağlara Giriş

2015 9 Şubat

Bu yıl, Eskişehir’de düzenlenen Akademik Bilişim 2015 çerçevesinde hazırladığım 2 sunum dosyasını paylaşmak istiyorum. Bu sunumlarda, Netlogo ve R Dili kullanılarak Karmaşık Sistemler ve Karmaşık Ağlar konularına giriş yapılıyor. Alanı tanımak isteyen meraklılara duyurulur.

  1. Doğrusal Olmayan Sistemlere Doğru
  2. Ağ Bilimi

Sunumlar, Mustafa Gökçe Baydoğan, Berk Orbay, Berkin Malkoç ve Emre Karalarlı ile birlikte yürüttüğümüz  ”Python ve R Dili ile Bilimsel Hesaplama” eğitimi için hazırlanmıştır.

___________________________________________________

R ve Igraph Paketi

İstatiksel Programlama Dili R ve Ağ Analiz paketi olan igraph hakkında detaylı bir giriş için aşağıdaki sunuma göz atabilirsiniz.

  1. R + Igraph paketi 

Bu sunumu 2014 yılında Yaşar Üniversitesi’nde düzenlenen Akademik Bilişim 2014 için Mustafa Gökçe Baydoğan ve Berk Orbay ile birlikte hazırlamıştık. R ve Igraph ile ilgili giriş niteliğinde güzel bir kaynak olduğıunu düşünüyorum.

 

 

Uzay Çetin

Yazan:  

Her şeyin başı matematik

2015 25 Ocak

Matematikteki her konu, zorluğuna göre irili ufaklı tepelere, zorluk arttıkça ise yükselen dağlara benzetilebilir. Matematik de, dağcılık da zordur. Insanların çoğunun ikisinden de uzak durmasının sebebi de gittikçe artan bu zorluk derecesidir. Matematik ve Anadolu coğrafyası arasında benzerlik kurmak gerekirse, matematiğin Ağrı dağı, yani zirvesi, Türev ve onun tersi kabul edilen integraldir. Daha önceki nispeten küçük tepe ve dağlarda yapılan çalışmalar, bu zirveye daha kolay ulaşmak içindir. Ve insan bir kere, o zirveden aşağıya baktığında, içini büyük bir mutluluk kaplayacak ve bunun tüm o zorluklara değdiğini görecektir.

Peki Ağrı dağı yolun sonu mudur? Aksine çok daha keyifli yolculukların başlangıcıdır. Bu Dünya’da en az Ağrı dağı kadar yüksek dağlar vardır. Ağrı Dağı’na tırmanırken kazandığınız tüm o tecrübelerin daha başka hangi mecralarda kullanılabileceğini öğrenmek istemez misiniz? Dünya’daki tüm zirvelere tırmanışların ortak yönlerini, hissetmek istemez misiniz? Bir zirveden başka bir zirveye nasıl ulaşılır? Matematik disiplinlinler arası çalışmanın tam merkezinde, tüm babacanlığı ile duran heybetli bir kilit taşıdır. Bilimde, her şeyin başı matematiktir. Her şey matematikle başlar, ama o kaynaktan beslenen bilimin varacağı yerlere hudut çizilemez.

Bilimin Everest’i ise Karmaşıklık Bilimidir. Çünkü zirveler arası bağlantıları o kurar. Ve bu bilim dalının gelişen teknoloji ile birlikte ortaya çıkan yeni bir Silahı daha vardır. Bu önemli ekipman, zirvelere tırmanmadan önce düşünce deneyleri yapmaya yarayan Modelleme ve Simülasyon teknikleridir. Böylece büyük zirvelere çıkmadan önce, karşılaşabileceğimiz olası problemleri öngörmek artık daha kolay olur. Bundan sonraki keşifler çok daha hızlı, çok daha büyük, çok daha keyifli olacaktır.

Hayat tekrarları sever, yeniden başlamayı. Izin verin kendimi tekrar edeyim. Bilimde, her şeyin başı matematiktir ve gidilecek yolun sonu yoktur. Bir zirveden bir diğerine nasıl gidilir? Yolun zamana göre değişiminin türev, ve biriken değişim miktarının integral olduğunu bilmek, bize iyi bir başlangıç sağlar, öyle değil mi?

Size iyi yolculuklar.
Uzay Çetin

“21. yüzyıl, Karmaşıklık Bilimi’nin yüzyılı olacaktır” – Stephan Hawking

Yazan:  

Karmaşıklığın Ardındaki Basitlik

2015 8 Ocak
Türkiye’deki eğitim sistemine göre öğrenciler, temel derslerle ilgili çoktan seçmeli sorulardan oluşan test biçimindeki sınavlara sayısız kez girer. Ortaokul, lise ve üniversite giriş sınavları bu şekilde gerçekleşir. Her öğrenci bir çok kez bu sınavlara girdiği için, sorulan sorular hakkında fikir edinmeye başlar. Örneğin soru sayısının fazlalığı ve zamanın azlığı nedeniyle her soru için en fazla 1 dakika zaman harcanması gerekir. Demek ki, sorular size düşünmenize yetecek kadar zaman vermez. İstenilen, daha önceden çıkabilecek olan soru tipleri hakkında genel bir bilgiye sahip olmanız ve sınav sırasında önceden gördüğünüz soru tipiyle sınavda karşılaştığınız soruyu eşleştirip cevabı bulmanızdır. Bunun dışında, eğer ilk kez bir soru tipiyle karşılaşıyorsanız, artık bilirsiniz ki gördüğünüz bu sorunun sizin bilmediğiniz basit bir cevabı vardır. Bu özgüvenle soruya yaklaştığınızda, soruyu çözme olasılığınız artar. Gene de öncelikle yapabildiklerinizi yapıp, bu şekilde sınav sırasında ilk kez karşılaştığınız soruları en son çözmekte fayda var.

Az önce bahsettiğim özgüven duygusunun bir benzerini, çok sonraları doktora eğitimimin sonlarına doğru tekrar edinmeye başlıyorum. Aslında çok karmaşık sistemlerin arkasında yatan çok basit kurallar olduğunu fark etmeye başladıktan sonra. Bu kafa karıştırıcı probleminin arkasında yatan şey ne olabilir? Karıncalar en kısa yolu nasıl bulur? İnsanların kullandığı arabalar yolda bir engel olmamasına rağmen neden trafik oluşturur? İnternet veri paketlerini en kısa yoldan en az kayıpla bir bilgisayardan diğerine nasıl ulaştırabiliriz? Girişimciler yenilikçi fikirlerini topluma nasıl kabul ettirir? Yayılmasını istemediğimiz bilginin sosyal medyada yayılmasını nasıl engelleriz? Bulaşıcı hastalıklar nasıl kontrol altına alınabilir? Ekonomik krizler nasıl önlenir? Ekonomik krizler, depremler hatta salgın hastalıklar arasında bir ilişki var mı? Şirketler rakiplerini hangi stratejiler ile saf dışı bırakabilir? Bencil bireyler arasında işbirliği nasıl ortaya çıkar?

Soruları bir kez sormaya başladığımızda, mühendislikten sosyolojiye, biyolojiden ekonomiye, felsefeden dine kadar çok geniş bir alanda sorular sorabiliriz. Sorular sınırsızdır, neden bilim dalları kendi içinde sınırlı olsun? Her bilim dalının, her bilgi demetinin bir diğeriyle mutlaka bir ilişkisi vardır. İşte karmaşık sistemler disiplini bu ilişkilerden güç kazanır. Bende bu bilim dalının ne kadar heyecan uyandırdığını anlatamam. Bende hem mistik hem de sanatsal çağrışımlar uyandırır. O yüzden gece gündüz zevkle çalışıyorum.

Fakat bu bilim dalına karşı çok ciddi eleştirilerde bulunanlar da vardır. Öncelikle neden her şeyi bu kadar basitleştirdiği sorgulanır? Bu bilim dalının acemisi olarak problemi ne kadar basitleştirmek gerektiğine dair problemler yaşıyorum. Basitleştirirken nerde durmak gerekir? Sanırım bu da ayrı bir ustalık. Einstein, “Meseleler mümkün olduğunca basitleştirilmelidir, ama daha fazla değil” demiş. Heykelin büyük ustası Rodin’e bu muhteşem heykelleri nasıl yaptığı sorulduğunda, “Çok kolay sadece mermerin fazlalıklarını koparıp atıyorum, geriye bu heykeller kalıyor”, demiş. Michelangelo da, “Güzellik fazlalıktan arınmışlıktır”, demiş. Ustaların basitliğe olan övgüsü bilinir. Ama işte problemin ne kadar basitleştirilmesi gerektiğidir, ustalık isteyen. İkinci önemli eleştiri de, bu bilim dalının tahminleme özelliğinin zayıf olmasınadır. Karmışık Sistemler bilim dalının amacı en verimli sistemi tasarlamak değildir, bu bilim dalının amacı kendiliğinden oluşmuş doğal sistemlerin arkasında yatan dinamikleri incelemektir. Dinamikler bir kez anlaşıldıktan sonra, mühendislik bilimleri doğayı taklit eden verimli sistemleri tasarlayabilirler. Ama bu anlama heyacanı içindeki araştırmacının değil, tasarlama heyecanı içindeki mühendisin görevidir. Büyük ihtimalle o mühendis yönetme heyecanı içindeki bir patron için çalışacaktır. :)

Bu gibi ciddi eleştirelere rağmen, karmaşık sistemler alanına duyduğum heyecan çok büyük. Anlamayı, öğrenmeyi, bağlantılar kurmayı, karmaşanın ardındaki basitliği görmeyi seviyorum. Siz de böyle hissediyorsanız, sizi karmaşık sistemler bilimine davet ediyorum. Tıpkı öğrenci seçme sınavlarında olduğu gibi, hayatın size sorduğu soruların arkasındaki basitliğe inanın ve onları keşfetmeye çıkın.

Basitlikte, hadi şöyle diyelim.. Sadelikte ustalaşmak dileğiyle..
Uzay Çetin


Yazan:  

Sadeliğe övgü

2011 19 Mart

Bir bütünmüş gibi hareket edebilen bir kuş sürüsü, Meksika dalgası sırasında bir bütünmüş gibi harekete edebilen bir futbol tribünü ve daha nicelerinin bize anlattığı bir şey var. Bu, hayal edilmesi zor, büyüleyici bir bütünlüğün, beklenmedik derecede küçük ve sade kuralların bir zinciri sonucunda ortaya çıkabildiğidir. Bunu anlamaya çalışan bilim adamları ellerindeki tüm bilim dallarını kullandılar, olmadı. Çare yeni bir bilim dalı yaratmaktı: ve adı “Karmaşık sistemler” koyuldu.

İşin garip tarafı, bu yeni bilim dalı tüm başarısını, adının aksine, sadeliğinden alıyordu. Sistem ne kadar basit kurallarla modellenirse o kadar başarılı oluyordu. Adeta bu bilimdalında, arıların, karıncaların ya da insanların oluşturduğu toplumda bireyler, ne kadar az muhakeme yeteneğine sahipse, model o kadar başarılı, yani o kadar gerçeğe yakın oluyordu.

Zannediyorum bu bilimadamları için, aslında hepimiz için, oldukça şaşırtıcıydı. Düşünsenize, aylarca tüm literatürü tarayan, araştırmalar yapan, yüzyılların birikimiyle oluşmuş tüm matematiksel modelleri, gücü yettiğince tarayan genç bir bilimadamı, bir anda aslında her şeyin olduğu gibi en basit haliyle modellenmesi gerektiğini öğreniyor. Bireyler arasındaki çok basit etkileşim kuralları bir kere tanımlandıktan sonra, genç bilim adamı, aradan çekiliyor ve o bireyleri birbiriyle yalnız bırakıyor. Sonra ne mi oluyor? Bireyler tanımlanan basit kurallar üzerinden birbiriyle etkileşime geçiyor. Örneğin: Meksika dalgasındaki basit kural şu: yanındaki ayağa kalktıysa, bu sıra sende demektir, hadi kalk.. Örneğin: hemen bir yanındaki kuşların çoğunluğu bir yöne gittiyse, yalnız kalmamak için sen de o yöne git..

Kuşlar, balıklar ve diğer bütün, nispeten basit canlılar, hatta çoğu zaman biz insanlar böyle büyük bir uyum sonucunda oluşan, böyle büyük bir karmaşıklığı bugüne kadar hep gerçekleştirmeyi sürdüregeldik. Farkında değildik, olabilir, oldu.

Peki nasıl oluyor da, doğadaki bu büyük uyuma rağmen, biz ileri düşünsel yeteneklerimizle, biz insanlar, uyum içinde yaşamayı beceremiyoruz? Hatta doğada var olan uyuma en büyük tehtidi gene biz insanlar oluşturuyoruz?

Sadeliğe daha çok övgü mü gerekiyor?

Yazan:  

Ara beni oyla beni: Feedback çağı

2011 17 Ocak

Wikileaks İnternet’i kullanarak devletleri şeffaflaştırmayı başardı. En zor aşamaya en son gelinebiliyor. Bireysel kullanıcılar ise kendilerini ve başkalarını şefaflaştırmaya başlayalı on yıllar oluyor. Sızanlar veya şahsen takdim edilen görsel/işitsel/yazılı kaynaklar sayesinde istediğiniz kişi hakkında epey bir şey bulmak mümkün; ciddi medyatik haberlerden, şanslıysanız tüplü sitelerde gösterdiği cinsel performansına kadar.

Özel üniversite mantğına geçişle eskiden hocaların kulu-kölesi, ağzının içine bakanı, sınav vakti gelince yalayanı-yutanı olan “öğrenci” dediğimiz kitle artık “her zaman haklı” olan bir müşteri. Tamam, eskiden de öğrenci anketleri olurdu fakat bir etkisi olmazdı. İnternet bunu global ve mutlak etkin hale getirdi. Haklarını yemiyelim, ODTÜ’de pembe form dediğimiz optik feedback formları vardı (renkleri de şirinlik için mi böyleydi acaba?). Fakat bunlar öğrencinin sınav, ödev ve proje derdinden derslere uğramamaya başladığı dönem sonunda dağıtılan şeylerdi. Birinci sınıfın heyecanlıyla doldurduğumuz şeylerken mezun olurken artık vaziyet de gösteriyordu ki bunlar yönetim tarafından hiç de kale alınan şeyler değildi.

En geniş ölçekten bir misal vermek adına, dünyada sosyalizmi denemiş ama sonu hüsran olan ülkelere bakalım. Bence başarısızlığın en büyük nedenlerin birisi de kabaca bu feedback işi olabilir. Adaleti ve eşitliği vaad ederek desteğini aldığı yığınların içinden biri çıkıp gerçekte bunu alamadığını (misal, “anasının ağladığını”) söyleyebilmesi yani. Bunu denediğinde (yani feedback vermek istediğinde) ise bunu değerlendirecek kurumun bizzat kendisi tarafından başının ezilmesi gibi bir trajedi söz konuydu. ODTÜ’de de bu durumun hafifletilmişi vardı. Yani, “anamı beceren kadı, kimi kime şikayet edeyim” demişler, kısa ve öz.

Fakat durum ufaktan değişiyor, daha da değişecek gibi görünüyor. Qype adlı Web 2.0 uygulamasıyla sadece besili gurmeler değil her müşteri restoran kritiği yapabiliyor. Bunun en şahane getirisi nice milörlara kuş sütünü sağanlar rastgele müşteriye artık bunu daha az yapabiliyorlar.

ratemy[something].com türünde türlü çeşit işlerin oylanabildiği “gobileşen” (Recep İvedik 2, Gökbakar et al., 2009) bir dünyadayız. On senedir adım adım büyüyerek Amerikan öğrencilerinin vazgeçilmezi olan, ve geçen sene İngiltere’de yaygınlaşmaya başlayan, www.ratemyprofessors.com sitesi öğrencilerin akademideki feedback işini çözüyor. Rastgele bir hocayı açıyorum, veya Türk hoca da epey bulunduğu için analojisi bol olsun diye onlardan bakıyorum. İnanın bir çoğunun yerinde olmak istemiyorum. Türkiye’de de aslında bu tip faaliyetler bireysel bir şekilde hallolagelmişti (ör., ışık üniversitesi, fewziye.com). “Aman şu hocadan almayın çok zor”, “kazık sorar”, “ne anlattığını kendi de bilmiyor”, “çok iyi ve ders dışında çok yardımcı olan biri ama hoca/adam olmaz”, al sana informal feedback yağmuru. Kendini bilen biri bile sırf başkalarının adı altında yazılmış şeylere bakıp bir fayda çıkarabilir kanımca. Kabul, süistimale de çok açık bir yer. Vicdansız ve ahlaksız bir öğrenciysen, ve parasını veren diplomayı çalar diyorsan, yoktan yere bir hocaya karaçalman için hiç bir engel yok. Ama çok da uzun olmayacak bir vadede ak ile kara seçilelektir. Organize kötülükleri sadece incisözlük yapar.

Hele herhangi bir yerde (veya şimdilik Amerika içinde) iş ararken, mülakatta “Senin için öğrencilerin şöyle böyle demiş ne diyosun Consi Cons?” dediklerinde işte tüm bu feedbackler adamın önüne en korunmasız halinde gelip dikilmiş oluyor.

Elbette ki bu rollerin değiştiği anlamına gelmez. Devir feedback devri. Öpüp başına koyabilen yol alır.

Yazan:  

Bana rehberlik et

2010 8 Aralık

Eğitim sisteminin öğretmenlerin omzunda yükselmesi gerekirken, tam tersine öğrencinin omuzlarında yükseliyor. Bunu yaparken de omuzlarımızı bir hayli çökertiyor. “Derslerden nasıl AA alınır?”, “Ödevler nasıl yapılır?”, “Lisansı ağrısız bitirmenin 10 yolu!”, “Lisansüstü başvurusunun püf noktaları!”, “Doktorada hayatta kalmanın yolları!” gibi başlıklı yüzlerce doküman var internette. Fakat “Öğrenci (lisans/lisansüstü) danışmanlığı nasıl yapılır?”, “Ödev tanımı nasıl hazırlanır?”, “Olabildiğince adil bir sınav nasıl verilir?”, “Temel derslerde Powerpoint sunumlarının kullanılmasının yarar ve zararları nelerdir?” gibi sorulara cevap arayan bir tane bile yazı yok. Sadece bize özgü bir durum değil bu, İngilizce arama yaptığınızda da bunu açıkça görebilirsiniz.

Yazının devamını oku »

Yazan:  
« Daha Eski Yazılar