2010 8 Aralık

Yazan:

Eğitim sisteminin öğretmenlerin omzunda yükselmesi gerekirken, tam tersine öğrencinin omuzlarında yükseliyor. Bunu yaparken de omuzlarımızı bir hayli çökertiyor. “Derslerden nasıl AA alınır?”, “Ödevler nasıl yapılır?”, “Lisansı ağrısız bitirmenin 10 yolu!”, “Lisansüstü başvurusunun püf noktaları!”, “Doktorada hayatta kalmanın yolları!” gibi başlıklı yüzlerce doküman var internette. Fakat “Öğrenci (lisans/lisansüstü) danışmanlığı nasıl yapılır?”, “Ödev tanımı nasıl hazırlanır?”, “Olabildiğince adil bir sınav nasıl verilir?”, “Temel derslerde Powerpoint sunumlarının kullanılmasının yarar ve zararları nelerdir?” gibi sorulara cevap arayan bir tane bile yazı yok. Sadece bize özgü bir durum değil bu, İngilizce arama yaptığınızda da bunu açıkça görebilirsiniz.

Sistemin en önemli eksiklerinden birisi öğrencilerin kendisine ne verildiğini ve ne beklendiğini tam olarak kavrayamaması. Bunun en temel sebebi de öğrenci veya ders ile ilgilenmesi gereken öğretmenin buna çok kafa yormayıp kolaya kaçması. Bu kolaya kaçmalar nasıl oluyor, birkaç örnek vereyim:

  • Öğretmen bir sınav hazırlıyor fakat sınav hazırlama işini son ana bıraktığı için ne içeriği güzel oluyor, ne formatı. Örneğin içinde tutarsızlıklar oluyor, öğrenci anlayamıyor. Sınav esnasında bunun yanlışlığını farkedince düzeltmek yerine öğrencilere çıkışıyor açığını örtbas etmek için.
  • Yaşadığımız devrin insanı olarak bilgisayarla yazması gerekirken elle yazıyor.  Öğrencilere yazılarınız okunmuyor diyen öğretmenin yazısı da okunmuyor.
  • Örneğin soruların içine kod ekleyip onunla ilgili sorular sorması gerekiyor. Raporlarındaki formatı eleştirip puan kıran öğretmen, öğrencilerine örnek olması gerekirken, sınav sorularındaki kaynak kodları sorularla aynı fontta veriyor. Girintileme kullanmıyor. Önceden kodları test etmiyor…
  • Sınav sorularını kendisi çözmeden veya projeyi kendisi yapmadan/kodlamadan öğrenciye veriyor. Dolayısıyla zorluğunu ve ne kadar sürede biteceğini kestiremiyor. Süreç içinde projenin sürekli tanımını değiştiriyor. Erkenden yapmaya başlayan öğrenciler bunun kobaylık olduğuna kanaat getirip bir dahakine daha isteksiz başlıyor.
  • Dersi birlikte verdiği diğer öğretmen (ya da asistan) kişilerle iyi organize olmuyor. Öğrenci kavramlar ve konular aralarında pinpon topuna dönüyor.
  • Ders notları hazırlamayıp, hatta önceden bir kez dahi okumayıp kitabın yanında gelen Powerpoint sunumlarını “ileri”, “ileri”, “ileri” şeklinde geçiyor. 90 slayt/saat hıza ulaşabiliyor.
  • Ödev/Proje tanımını iyi yapmıyor, öğrenci muallak dünyada çırpınıyor.
  • Danışmanı olduğu öğrencileri çağırıp ileride neyi hedeflediklerini, ne konuda yardım edebileceğini hiç sormuyor. Sadece transkriptte danışman olarak gözüküyor.

Birçok madde daha ekleyebilirim aslında ama bunlar genel çatıyı ortaya seriyor.

Peki bütün bunlar nasıl düzelecek? Samimi olmak gerekirse bunun sihirli formülünü ben bilemem. Buna dair ne yetkinliğim var, ne de eğitim teorisi derinliğim. Fakat sorunlardan bizzat muzdarip bir öğrenci gözlemci olarak semptomları dile getiriyorum. “İşte böyle çözülür” diye tek bir formülle gelen kişiye de pek inanmam açıkçası. Ama bahsettiğim örneklerdeki eylem biçimleri tartışılır ve doğrusunun olması için bir şekilde denetlenirse; öğretmeye kafa yoran, çabalayan öğretmenler mükafatlandırılırsa; üniversitede ders vermek sadece araştırma geçmişine dayandırılmazsa; öğretmenlere de öğretme eğitimi verilip başarıları değerlendirilirse bundan daha iyi konuma geleceğimizden şüphem yok.

Kategori: Eğitim