2015 18 Ekim

Yazan:

“Sapiens” kitabının yazarı Y. Noah Harari’nin dediği gibi yalıtılmış bir yerde bir insan ve bir maynunu tek başına bırakırsanız, hayatta kalabilen maymun olacaktır. Sayı 10 insan ve 10 maymun olduğunda, başarı yine maymunlarındır. Ama sayı 1000 ya da çok daha fazla olduğunda ortaya koyabildikleri üstün karmaşık işbirliği ile insanoğlunun zaferine tanık oluruz.

10 maymunun başarısının ardında da, kısmen işbirliği yatıyor olacaktır. Maymunlardaki işbirliği, “Sen benim arkamı kaşı, ben de senin” doğrudan karşılıklık ilkesine dayanır. Maymunlar arasında bundan daha karmaşık bir işbirliği görmek zordur. Maymunlar doğrudan gördükleri diğer maymunlarla işbirliği yapabilirken, insanlar arasındaki işbirliği hiç görmedikleri kişilere yayılabilir. Sana yardım ediyorum, çünkü inanıyorum ki bu yardım sayesinde sen de ileride bana yardım edebilecek birine yardım edeceksin. İlginçtir ki, bu seviye doğrudan görünmeyene olan “inanç” seviyesidir. Bu seviye, yani inanç, bizi maymunlardan farklı kılar.

Harari bunu kendi tarzıyla şu şekilde ifade ediyor: “Bir maymunu, ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.” Evet doğru :).

Robin Dunbar’ın, “Şu hayatta kaç arkadaş lazım?” kitabında söylediği gibi, evrimsel biyoloji bizi bencil genlerimizin basit bir aracı olarak görürken, dinler yabancılara iyilik yapmayı, topluluk iradesine teslim olmayı hatta şehitliği bağırlarına basar. Artık evrimsel biyoloji de şunu kabul etmiştir: “Birbirini tanımayan yabancılardan oluşan kalabalık insan toplumlarında, din, grubu bütünleştiren, beleşçilikten caydıran, bireylerin hayatta kalma ve çoğalmada başarısını arttıran özellikler barındırır.”

Şu satırları Dunbar’ın kitabından aktarıyorum: ” Durkheim, din toplumu kaynaştıran bir tutkaldır, derken haklıydı. Fakat Marx, din halkların afyonudur, derken de haklıydı. Din samimi bir toplumsal ölçekte işe yarar. Faydası sıkı dokunmuş toplumlar yaratmasıdır. Sorun şudur ki, dinin psikolojik gücü, son derece mantıklı insanları yobaz kitlelere dönüştürebilecek kadar güçlü olmasıdır.”

Bağlayacak olursak, inanç özü itibariyle kanıtlanabilir değildir. Ama evrimsel biyoloji, görünüşte tüm temel değerlerine ters düşse de, insanın evrimsel başarısına dair sır perdesinin ardında “görünmeyene olan inanç” mekanizmasının yattığını kabul etmiştir. Dunbar’ın ifadesiyle noktalayalım, “tüm bunlar dinin doğruluğunu kanıtlamaz ama dinsel iddiaların doğru olabileceği ihtimalini açık bırakır.”

Harari’nin videosunu izleminizi hararetle öneririm.

 

Kategori: Genel